Read Time:4 Minute, 26 Second
Felsefesi, terapisi olan ve hayatın daha pek çok alanında kullanılan bir kelime “Sanat”. Sanatı yaptığı ya da yapıldığına inandığı en iyi şey olarak tanımlayan kişiler de; İnsanı, canlıları, doğayı… eşsiz birer sanat eseri olarak gören de vardır. Bazen bir tablo, bir beste, bir sahne oyunu, heykel, yapı vb. eserler karşısında büyülenir ve sanatın ruha dokunan olağanüstü bir şey olduğunu düşünürüz. İnsanın düşüncesinin ve yaratıcılığının ürünü olan sanat; insanın her döneminde var olmuştur çünkü birçok farklı şekilde insanın kendini ifade edişidir. Hal böyle olunca insanlık tarihinin her döneminde sanatın ne olduğuna dair tanımlamalar da yapıla gelmiştir. Platon sanatın bir taklit ve gölge olduğunu söyler. Ona göre sanat hakikatin, doğru ile yanlışın hatta ve hatta var oluşla olmayışın yansımasıdır. Aristoteles ise sanatı, eylemler üzerinden anlatır. Sanatçının; doğaya ait olanı, insan ilişkilerini, olanı ve olabilir niteliktekini anlattığını; gördüklerini kendi dünyasıyla harmanlayarak yansıttığını söyler. Sanatın taklit olduğu noktasında Platon ile kesişir ama aynı zamanda taklidi aşan ve insana ait bir eylem olduğunu vurgular. Sanatın bir dışavurum ve duyguların yaratıcı ifadesi olduğu ise R.G. Collingwood’un 1938'de basılan "Sanatın İlkeleri (The Principles of Art)" isimli kitabında geçer. Bu tanımlar elbette uzatılabilir. Sonuç itibariyle sanat bir yönüyle insanın kendini ifade edişi, bilinçli ya da bilinçsizse iç dünyasının yansımasıdır. Freud’un sanatçılarla ve sanat eserleriyle ilgilenmesinin, serbest çağrışım tekniğinin sürrealistler tarafından ilgi görmesinin ve uygulanmasının sebebi de budur. Psikolojik birçok rahatsızlığın temelinde bilinçaltının ve insanın dışa vuramadıklarının, kabul edemediklerinin ya da anlamlandıramadıklarının olduğu düşünülmektedir. O halde; Sanat; madem bir dışavurum, madem sessiz bir çığlık, madem bir yansıtma biçimi… neden bir terapi aracı da olmasın. “Sanat Ruhun Penceresidir” demiş Lady Bird Johnson. Bazı pencereler içeride ne varsa dışarıya onu gösterir, bazıları da bakanın kendisini. Evin sahibi; kimi zaman perdelerle kapatır penceresini, korur mahremini, kimi zaman havayı çekmek için içine ya da bağını korumak için güneşle, perdeleri de pencereleri de açar. Sanat ruhun penceresiyse, ruhu iyileştirmek için de bir aracı olabilir. Tam da bu nedenle on yıllardır sanatı bir terapi olarak kullanma çalışmaları devam etmektedir. Aslında modern Sanat Terapisinin yaratıcısı İkinci Dünya Savaşı zamanında yaşamış kadın Bauhaus sanatçısı Friedl Dicker-Brandeis'dir. Bauhaus, güzel sanatları uygulamalı el sanatları ile birleştirmeye odaklanan modernist bir sanat hareketidir. Naziler tarafından işgal edildiği dönemde Çekoslovakya'da yaşayan Avusturyalı Dicker-Brandeis 1942 yılının Aralık ayında, toplama kampına hapsedilir. Buraya giderken yanına alabileceği 50 kilo eşya hakkını sanat için kullanılacak malzemelerle doldurur. Sanatın çocukların hapsedilmeleriyle başa çıkmalarına yardımcı olabileceğine inanır ve getirdiği malzemeleri kamptaki çocuklara gizlice sanat dersleri vermek için kullanmaya başlar. Dicker-Brandeis, 1944'te ölür. Ölmeden önce de iki valizine çocukların yaptığı eserleri saklar. Çocukların da çoğu, Nazi kamplarında ölür ve savaştan sonra bu eserler bulunup dünyanın dört bir yanında sergilenir. Hatta bazıları, Başka Bir Kelebek Görmedim adlı şiir kitabının parçası olur. Sanat ve sanatla uğraşmak yaşamlarını ve sonucu değiştirmemiş olsa da Brandeis; onların yaşadıkları zamanı daha anlamlı kılmalarını ve hissettiklerini dışa vurmalarını sağlar. Geride bıraktıkları da tüm dünya için, çocuk gözünden tanıklık etmeye aracı olur. Sanat Terapisinin İngiltere'deki yolculuğu ise 1930'ların sonlarında başlar. Bir sanatoryumdaki tüberküloz hastalarının, tedavileri esnasında, zaman geçirmeleri için ilgi çekici bir yol olarak sanata başvurulur. Adrian Hill adlı bir sanatçının başlattığı bu çalışma kısa süre sonra, bir mesleki terapi programında diğer hastalara öğretilmeye başlanır. Hill önce, II. Dünya Savaşı'ndan dönen askerlerle ve daha sonra da diğer hastalarla çalışır, 1942 yılında da “Sanat Terapisi” terimini kullanır. Sanat terapisine yönelik ilk rehber olan; Art Versus Illness adlı kitabı, 1945'te yayınlanır. Edward Adamson adlı bir sanatçı, Hill'den öğrendiklerini Birleşik Krallık'ta zihinsel rahatsızlıklar için uzun süreli bakım tesisi olan Netherne Hastanesi'nde uygulamaya çalışır. Sanatı; hastaların problemlerinden uzaklaşmalarını sağlamak ve baş etme becerilerini geliştirmek için tedaviye yardımcı bir yöntem olarak kullanır. Benzer dönemlerde ABD’nin, önde gelen eğitimci ve terapistlerinden Margaret Naumburg da Sanat Terapisini geliştirmek için çalışmalar yapmaktadır. Naumburg, 1947'den başlayarak, terapide sanatın kullanılması üzerine beş kitap yayınlar. Hastaların bilinçsiz düşüncelerini ifade etmelerinin bir yolu olarak rastgele karalama çizim yöntemini kullanır ve bu yöntem hala kullanılmaktadır. Sanat Terapisinin bir başka erken ABD öncüsü Edith Kramer'dir. Doğuştan Avusturyalı olan Kramer, 1930'ların başında Viyana'da Friedl Dicker-Brandeis'in yanında sanat eğitimi alır. Kramer, Freudyen bir Sanat Terapisi teorisi geliştirmek için Dicker-Brandeis ile olan deneyimlerinden yararlanır. Kramer, sadece bitmiş ürünün analizi edildiği terapi biçimini değil, terapötik olduğu artık yaygın olarak kabul edilen Sanat Terapisi konseptini geliştirir. 1964'te İngiliz Sanat Terapistleri Derneği, ardından 1969'da Amerikan Sanat Terapisi Derneği kurulur. Sanat Ruh Sağlığına Nasıl İyi Gelir? Sanatsal yaratım, bir hastanın; kendini ifade etmesini ve kendine dair farkındalık kazanmasını sağlayabilir. Bu, kendilerini, kişiliklerini ve iyileşmeleri için gerekenleri daha iyi anlama gibi terapötik faydalara yol açar. Kendini ifade etme ile ilgili bu tür bir anlayış, sanat terapisinin temeli olarak anlam kazanır. Peki nasıl etki eder Sanat Terapisi? Bireyin olumsuz duygularını daha olumlu olanlara dönüştürmesine yardımcı olur. Stresli olmak hem zihin hem de beden üzerinde olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Sanat bu etkileri dengeler ve gevşemeye yol açar. Depresyonla mücadele eden birçok insanda kaygı da mevcuttur. Aslında, Amerika Anksiyete ve Depresyon Derneği, depresyon teşhisi konan kişilerin yaklaşık %50'sinin anksiyete bozukluğuna sahip olduğunu tahmin etmektedir. Hollanda'da yürütülen bir klinik araştırmaya göre ise sanat terapisi kişinin endişeli duygularının azalmasına ve bir süreliğine olumlu şeylere odaklanmasında yardımcı olmaktadır. Sanatla ilgilenmek yani yaratıcı bir sürecin içinde olmak, dopamindeki artışla bağlantılıdır ve bu da mutluluk duygularını artırır. Tüm bunlarla birlikte bir sanat terapisti, doku, sanat ortamı ve renk gibi çeşitli sanatsal bileşenlerin terapötik sürecin bir parçası olduğunu bilmeli ve bunu anlatabilen beceriye sahip olmalıdır.

Kalemine sağlık, fotoğraf seçimi de tam olmuş..
Teşekkür ederim DG:) yorumun için Sevgiler.