Read Time:3 Minute, 9 Second
Gün geçmesin ki insana, insan zihnine ya da korkularına dair yeni şeyler öğrenilmesin. Gelişen teknoloji, dünyayı tanımaya ve gezmeye yönelik artan imkânlar, hayatı kolaylaştırırken psikolojik açıdan zorluklar oluşturan gelişmeler... yeni yeni sendromlarla karşı karşıya kalmamıza sebep oluyor. Okuduğunuzda yine şaşıracağınız birkaç sendromdan ilki bu yazıda. Haydi başlayalım Stendhal Sendromu: Hem fiziksel hem de zihinsel olarak farklı semptomların bir araya gelmesiyle karakterize olan semptom adını Fransız yazar Marie Henri Beyle yani Stendhal’dan alır. Stendhal aşırı duyarlı ve romantik bir adamdır. Bu durum tüm hayatını ve eylemlerini etkiler. Dünyayı böyle görür, eserlerinde psikolojik çözümlemelere yer verir aynı zamanda da Fransız Edebiyatının en sağlam realistlerinden birisidir. 1800 yılında askeri kariyerine başlar ve Napolyon donanmasında teğmen olur, çok sevdiği İtalya’da çeşitli askeri görevlerde bulunur. İki yıl sonra da donanmayı terk eder. Çeşitli kamu görevlerinde ve idari işlerde çalışır. Napolyo’nun yenilgisinden sonra İtalya’ya yerleşir ve tüm ülkeyi kapsayan bir tura çıkar. Bu gezi esnasında İtalya’ya olan sevgisi ve hayranlığı her geçen gün büyür ve ilk eseri “Roma, Napoli ve Floransa”yı Stendhal takma adıyla yayınlar. Sonrasında da seyahatlerine devam eder ve çok sayıda ülkeyi gezer bu nedenle gezi yazıları da çoktur. Bu gezilerinden birisinde, kendi adıyla anılacak sendromu yaşar. Floransa’daki; “İtalyan Övünmeler Tapınağı” olarak da bilinen Santa Croce Bazilikasını ziyaret eder. Santa Croce, Franciskan mezhebinin en önemli kilisesidir. Galileo, Michelangelo, Machiavelli, Gentile, Rossini gibi İtalyan devlerinin de mezar yeridir. İçeride; Giotto di Bondone tarafından yapılmış muhteşem freskler, Baldassare Franceschini’nin muhteşem tabloları ve daha çokça eşsiz güzellikle karşılaşır. Kapıyı bir keşiş açar, Stendhal’da dua alanında diz çöker o an duyguları doruk noktasına ulaşır ve Santa Croce’dan ayrılırken düzensiz kalp atışlarına sahiptir. Kendisi bu durumu; “hayat içimden çekiliyordu ve düşmemek için kendimi zor tutuyordum” sözleriyle anlatır. Bu sanat eserleri karşısında taşikardi ve dispraksi yaşamıştır. Yıllar sonra Dr. Graziella Magherini, 106 hastada; Floransa ziyaretleri sonrası; baş dönmesi, kalp çarpıntısı, halüsinasyon, oryantasyon bozukluğu, duyarsızlaşma, tükenmiş hissetme gibi şikayetler oluştuğunu gözlemler. Dr Magherini; sekiz güne kadar sürebilen şikâyetlerin %66’sını nöropsikiyatrik, %29’unu şiddetli duygu durum bozukluğu ve %5’ini de panik atakla kardiyovasküler şikâyetler olarak sınıflandırır. Ayrıca başka bir klinik varyasyonuyla ilgili de yeni bir sendrom tanımı yapar: David Sendromu: Galleria’da bulunan Michelangelo’nun Davut heykeli karşısında yaşanan yoğun cinsel zevk, estetik hoşluk ve mükemmel temsili nedeniyle de derin bir kıskançlık duygusunu takip eden ciddi cinsel işlev bozukluklarıyla yaşanan sendromdur. Tarihte Stendhal sendromuyla uyumlu semptomlar yaşamış olabilecek birçok ünlü kişiden de bahsedilmektedir. Psikanalist Sigmund Freud, bir ziyareti sırasında şiddetli yabancılaşma ve duyarsızlaşma duyguları hissettiğini yazmıştır. Dostoyevski, benzer bir karşılaşmada, felç ve şiddetli yokluk yaşamıştır. Yakın zamanlarda da Floransa’daki Uffizi Galerisini ziyaret eden bir adam Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu eserine bakarken kalp krizi geçirmiştir. Dikkat çekici olan şeylerden birisi ise bu durumun bir doğal güzellik karşısında değil insan yapımı olan şeyler karşısında hissedilmesidir. Bu olayların özellikle Floransa’da yaşanıyor olması ise kara büyü, lanet ya da tılsım söylentilerine sebep olmuştur. Tüm bunlarla birlikte bazı gruplar bu sendromu yaşama açısından daha riskli görülür. Eğitim düzeyi, medeni durum, yaş, seyahat stresi, beslenme, güneşten korunma, yalnız yaşamak yalnız yolculuk yapmak, alınan dini eğitim, inanç şekli gibi faktörler bu risk gruplarını belirler. Özellikle dini eğitim ve inanç şekli açısından bakıldığında; din tarihinin sanatla derinden bağlantılı olduğu bilinen bir gerçektir. Birçok sanat eseri dönemin inanç yapısını yansıtmasıyla, duygularda yoğunlaşmaya, doğaüstü şeylere ve mucizelere inanmayı kolaylaştırabilir. Jung’un ilkel atalardan bu yana aktarıldığını söylediği bilinçaltının bir getirisi midir, insanın manevi ama görmezden geldiği yanının yansıması mıdır, eşsiz güzellikler karşısında hissedilen yetersizlik, başarısızlık ev kıskançlık hissi midir, derinlere itilmiş ya da en görünür haliyle yaşanan inanç şeklinin dışa vurumu mudur bilinmez ama belli ki kültürel ve toplumsal geçmişimiz de sendromların oluşumunda ciddi rol oynamaktadır. Zira birçok ilginç sendromun varlığı ya da yaşanma yoğunluğu; Asyalı, Avrupalı, Amerikalı ya da Ortadoğulu olmaya bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir.

Merhaba. Bu tarz ilginç başka sendromlarda varmış galiba onlarla ilgili yazılarını da bekliyorum. Kalemine sağlık
Merhaba,
Değerli yorumun için teşekkür ederim. Evet kesinlikle başka sendromlar da var ben de onlarla ilgili yazı hazırlıyorum. Yorumlarını beklerim.
Sevgiler
İnsanın gördükleriyle beyni arasında oluşan bağ sonucunda ortaya çıkan duygular bütün vücudu etkileyen bir durum yaratabiliyor. Özellikle yazinda belirttiğin durumlar karşısında sendrom yaşanması bana ilginç geldi Admin
Değerli yorumun için teşekkür ederim.
Evet ilginç bir durum ama oluşumunu etkileyen çok fazla faktör var. İlginç birkaç sendrom daha var onları da paylaşacağım. Görüşlerini beklerim.
Sevgiler
[…] bazı sanat eserleri karşısında ciddi belirtilerle sendromlar yaşadıklarından burada bahsetmiştik. Din, tarihin her döneminde sanatla çok sıkı bir bağ içerisinde olmuş ve […]
[…] bir sahne oyunu, heykel, yapı vb. eserler karşısında büyülenir ve sanatın ruha dokunan olağanüstü bir şey olduğunu düşünürüz. İnsanın düşüncesinin ve yaratıcılığının ürünü olan […]