0 0
Read Time:5 Minute, 48 Second

Bir gün biri “Bir fantezin var mı, varsa ne” diye sorsa ne dersiniz?
Tabi Freud başlığı altındayken fantezinin sözlükteki anlamının; sonsuz, sınırsız hayal anlamına geldiğini ve fantezi denilince akla gelen bazı başlıkların fantezinin türleri olduğunu vurgulamak isterim.

Benim fantezim: Eski zaman modeli, üzerinde mumları olan yuvarlak bir masa etrafında, Freud  ve Jung ile birlikte oturup, Onların bana analistlik yapması,  en bilindik tabirle çocukluğuma inmeleri ve tüm rüyalarımı yorumlamaları . Arkasından bana uyguladıkları yöntemlerin aynısını onlara uygulayıp çocukluklarında ne yaşadıklarını, psikoloji alanında nasıl bu kadar ilerlediklerini,  Freud’un tüm hastalıkların kökenini cinsel ve bastırılmış duygulara dayandırmasının,  Jung’un mistisizme yolculuğunun, arke tiplerinin ilk ortaya çıkışının nasıl olduğunu öğrenmek isterdim.

Bir şeyin var olabileceğini düşünürken ya da ortaya çıkan sonucun nedenlerini sıralarken bu altyapının kişide olması gerektiği düşüncesindeyim. Örneğin bir arkadaşınız geldi sizinle bir sorununu paylaşıyor. Yapacağınız yorumlar deneyimlerinize dayalı düşüncelerden doğar. Bu nedenle Psikoloji alanında ilgiyle okuduğum çok isim olmasına rağmen  Freud ve Jung bana hep çok gizemli gelmiştir. Kendi acılarını, kendi hırs ve tutkularını, hayata bakışlarını merak etmişimdir. Onlar da kendi söküklerini dikemeyen terziler gibi miydi acaba?

Bu sorular burada dursun Freud ile ilgili çok fazla yerde göremeyeceğiniz birkaç bilgi vermek isterim.

Öncelikle yaşadığı dönemden ya da o döneme etki eden gelişmelerden kısaca bahsetmek gerekir sanırım. Coğrafya kadar yaşanılan dönem de kaderdir.

19. Yüzyılda Avrupa’da; kimya, nöroloji, anatomi gibi alanlarda bilimsel gelişmeler yaşanıyordu. Ruhsal hastalıkların beynin bazı işlevlerindeki bozukluktan kaynaklanabileceği görüşü Antik Yunanlılardan bu yana yeniden ele alınmıştı. Bilirsiniz cadılı, cadı yakmalı filmler ortaçağ dönem filmleridir. Yani, Ortaçağ'da normal olmayan davranışların nedenleri şeytan ya da kötü ruhların varlığıyla açıklanırdı. Yeni dönemimizde bu inançlar giderek kaybolmaya ve bu davranışların temelinde organik etmenlerin bulunduğu görüşleri egemen olmaya başlamıştı. Alman hekim Emil Kraepelin 1883 yılında yayımladığı kitabında; sadece beynin patolojisinin öneminden bahsetmemiş her davranış bozukluğunun diğerlerinden farklı belirtiler gösterdiğini açıklamıştır. Psikolojik klasifikasyon ilk kez gerçekleştirilmiştir. Bu dönem betimsel dönemdir. Fakat beynin patolojisi kavramıyla açıklanmaya yetmeyen durumlar da oluyordu. Hiçbir patolojik rahatsızlığı olmayan kişiler de görülen bozukluklar için de kalıtımdan bahsedilmeye başlanmıştı. Genetik bozukluk olabileceği konuşulurken yine de dolmayan bir boşluk vardı. Psikanaliz kuramının başlangıç noktası da işte burası. Bazı ruhsal bozuklukların psikolojik nedenlerde oluştuğu düşünülüyordu. Normal dışı davranışların bazılarında, günlük yaşamın olağan nitelikteki engellemelerinin ve çatışmalarının kişiye aşılamaz görünmesi sonucu kişi, içinde bulunduğu duruma uyum sağlayabilmek için sağlıksız yollara başvurabiliyordu. Geçmişi eskilere dayanan Hipnoz ve beraberinde telkin bu dönemde histeriyle ilgilenen araştırmacılar için bir araç olmuştu. Günümüzdeki hipnoz uygulamalarının ilk örneğini Franz Anton Mesmer yapmıştır. Fransa'da Liebault ve Bernheim adlarındaki Nancy’li iki hekim ise histeri ve hipnoz ilişkisine dair çalışmalarında daha kapsamlı sonuçlara ulaşmışlardı. Bu gelişmelerin hepsi Freud için bir yol haritası ve kuramını geliştirmesinde ona yardımcı olacaktı.

O zaman Freud’a geçebiliriz.
Sigmund Freud, 1856 yılında Moravya'da doğdu ve 1939'da Londra'da çene kanserinden öldü. Çene kanseri olmasına ve dayanılmaz ağrılar çekmesine rağmen çalışmalarını tamamlayabilmek, uyanık kalmak için ağrı dindirici kullanmadı. Her ne kadar aşk ile haşır neşir olduğu zamanlar deneyleri sonucu kokain bağımlısı olduğu söylense de bu dönemde ağrılar için böyle yöntemlere başvurmuş mudur bilemiyorum.

Babası Yahudi bir tüccardı ve Freud ikinci evliliğinde dünyaya gelmişti.  Babası Jacob açık görüşlü, şakacı ve sevecen ama saygı konusunda otoriter bir adam;  annesi Amalie canlı kişiliğe sahip bir kadındı.  Freud ile annesi ve babasını düşününce aklıma hemen; Oidipus kompleksi ya da Oedipus karmaşası geliyor. Oidipus kompleksi karşı cinsten ebeveyni sahiplenip diğer ebeveyni saf dışı etme, bu konudaki korku ve çatışmaları tanımlar özetle. Freud böyle bir kompleksi nasıl oldu da tanımladı merak etmişimdir. 95 yaşında ölen annesine hep bağlı kaldığı söylenen Freud bu kompleksin karşılığını kendi dünyasında ne ile açıkladı acaba? 

Okumaktan çok zevk alan ve çok başarılı bir öğrenci olan Freud, hoşlanacağı bir meslek bulamadığı için doktor olmayı tercih etti. 17 yaşında Viyana Üniversitesine girdi ve üçüncü yılında nöroloji alanında çalışmalarına başladı. Tıp doktoru unvanını aldı, laboratuvarda çalışmaya devam etti ama aşk ve çok sevdiği araştırmaları arasında tercih yapmak zorunda kaldı çünkü buradan aldığı para aşık olduğu kadınla evlenmesi ve geçimlerini sağlaması için yeterli değildi. Laboratuvardan ayrıldı.

Nöroloji dalında uzman olarak Viyana üniversitesinde görev aldığı yıllarda sürekli baş ağrısından yakınan bir hastayı kronik menenjit olarak tanıttı. Sonradan bu hastada hiçbir organik bozukluk olmadığı ve ağrıların nevrotik kökenli olduğu anlaşıldı. Bu yanlış üniversitedeki görevinin bitmesine ama psikiyatride de yeni bir dönemin başlamasına neden oldu. Freud hatasını nasıl kabullendi ya da kendiyle nasıl bir hesaplaşma yaşadı acaba? Ne demişler bazı sancılar doğum sancısı gibidir. Sancıyı çekmedikçe doğumu gerçekleştirmek zordur. Freud bu olaylar üstüne Fransa’ya gitti ve gelişmeleri oradan takip etti.

Fransa'da katıldığı ve izleme fırsatı bulduğu çalışmalardan sonra Freud, insanın bilinçli dünyasından farklı, gizli ve bir o kadar da güçlü bir sürecin varlığına kesin bir şekilde inanarak ülkesine döndü. Bu kesin inançta yukarıda bahsettiğim Nancy’li iki hekimin yanında gördüklerinin etkisi çok büyüktür çünkü oraya böyle gizli bir sürecin varlığından şüphelenerek gitmişti.

Viyana’ya döndükten sonra Joseph Breuer ile çalışmaya başladı. Breuer, hastalarının çoğunun kadın olduğu ve ilginç bir yöntemle hipnoz uygulayan bir hekimdi. Hastaları hipnoz durumunda soruları baskısız bir şekilde cevaplandırıyor sonuç olarak da uyandıklarında rahatlamış hissediyorlardı. Freud ve Breuer 1893'te ortak bir yazı yayımlayıp psikodinamiğin 5 kavramının temelini attılar.  Gelin görün ki Breur histerinin oluşumunda cinsel etmenlere Freud kadar önem vermiyordu ve sonuç olarak iki hekim yollarını ayırdılar. Bu yol ayrımından sonra Freud hipnoz kullanmayı bıraktı hastalarını uyanıkken, toplumsal ve dönemin egemen olan düşüncelerinin baskısı olmadan konuşmaya teşvik etti. Serbest çağrışım diyeceğimiz bu yeni yöntemle hastalar içsel engellerini yenebiliyorlardı. Psikanaliz Kuramı böylece adım adım gelişti.

Freud ile birlikte çok anılan bir diğer konu da oidipus kompleksidir bildiğiniz üzere. Birçok uzman tarafından kabul görmüş bazıları tarafından onaylanmamış ya da farklı açılardan bakarak benimsenmiştir. Bu kompleks adını bir mitten almaktadır. Bakalım Freud bu mit hakkında ne demiş:

“Eğer Kral Odipus'un hikâyesi, günümüz insanını en az bir eski Yunanlı kadar etkiliyorsa, o zaman bunun nedeninin, hikayenin çok özel olan içeriğinde aranması gerektiğini düşünüyorum. Galiba içimizde, Odipus'un kader gücünü kabul eden bir şey vardır. Onun karşılaştığı kaderi belki biz de yaşayabiliriz. Bundan dolayı da, hikâyesi bizi çok etkilemektedir. Gerçekten de hikâyedeki kâhin, bizi de lanetleyebilirdi. Çünkü rüyalarımızın da gösterdiği gibi, insanlar ilk cinsel arzularını annelerine ve ilk nefreti de babalarına karşı duyarlar. Babası Laiosu öldüren ve annesi İokaste ile evlenen Kral Odipus, yalnızca çocukluk arzularımızın bir tatminidir. Fakat biz, kraldan daha şanslıyız. Çünkü eğer psiko-nevrotik bir hasta değilsek, annemize karşı hissettiklerimiz ve babamıza karşı duyduğumuz nefret, doğal bir biçimde tükenecek ve dinecektir. Ama yine de içimizde ortaya çıkan "anneye sahip olma arzusu'" karşısında, büyük bir üzüntüye kapılır ve onu bastırmaya çalışırız. Şair, Odipus'un suçunu gözler önüne sererken, içimizdeki bastırılmış dürtüleri de su üstüne çıkartmaktadır. Bu arada koronun ikazı, bizi çok derinden yaralar:
             .. .İşte bakın, bu Odipus.
             Yüce bilmeceleri çözen ve egemen olan kişi,
             Mutluluğu herkes tarafından kıskanılan adam.
             Ama gelin de görün, şanssızlığın amansız dalgaları, 
             onu nasıl da yuttular!
Ahlak anlayışımıza ters düşen doğal arzularımızdan biz de, aynen Kral Odipus gibi habersiziz. Fakat onları gördükten sonra, artık bir daha çocukluğumuza dönüp, özlemle bakmaz istemeyiz.” (Eric Fromm – Rüyalar,Masallar, Mitoslar)

Evet Freud'un sözlerini kaynaktan olduğu şekilde aktardım. Peki bu mit gerçekten böyle midir? Konuya şuradaki yazımda devam ediyorum...

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Previous post Empati mi Sempati mi?
Oedipus Kompleksi Next post Oedipus Kompleksi ve Miti

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

11 thoughts on “Freud ve Birkaç Anekdot

    1. Merhaba,
      Ben de yazarken birçok şey eksik kalıyor, şu başlık da bu başlık da olmalı diye düşünüyor ve daha da heyecanlı hissediyorum.

      Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.
      Sevgiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir