0 0
Read Time:5 Minute, 35 Second
Bilgimizin sınırlı olduğu ne de çok şey var değil mi? Anlamakta zorlandığımız, düşününce içinden çıkamayıp sorgulamadan yaşa ilkesini benimsediğimiz onlarca şey… Dünyaya gelişimizden öncesi, ilk yıllarımız ve artık nefes almadığımız zamandan sonrası yani bilgimizin, deneyimimizin olmadığı sadece öğretilenlerle kabullendiğimiz şeyler. Ya bilerek, görerek, hissederek… yaşarken de gerçek olup olmadığını düşündüğünüz şeyler olmuyor mu? Gerçek olan nedir? Ya yaşadığımıza inandığımız ya da gerçek olduğunu sandığımız gerçek değilse? Bu paragrafta bu kadar çok “Şey” demişken şeylerin ne kadar da fazla boşluğu doldurduğunu görebiliriz sanırım o zaman bir kitap önerisini de araya sıkıştırabiliriz, Michel Foucault eseri olan Kelimeler ve Şeyler, siluet, tablo baktıkça fark edilenler… Belki de gerçeklikle ilişkilendirip konumuzla bağlantı kurabilirsiniz. 

Gerçeklik denilince akla ilk gelenlerden biri Platon’un Mağara Alegorisidir. Gerçekliği, toplumsal çerçevede gerçek olarak kabul edilenleri, ışık ve gölgenin sadece gerçek anlamlarında değil bir sembol olarak da hayatımızdaki yerini oldukça iyi açıklayan bu alegori aslında sanatın da temel konularından biri olmuştur. Neredeyse herkes tarafından bilinen Matrix filminde  bir kurgu öğesi olarak işlenen gerçeklik; 1899 adlı dizide de kullanılmıştır. Çok da ipucu vermeden anlatacak olursak dönem dizisi olarak başlayıp bilim kurguya dönüşen dizinin son bölümlerinde Platon’un Mağara Alegorisine değinilmekte ve insanların ikiye ayrıldığından bunlardan birinin dünyaya sorgulamak için gelen beyinler olduğundan bahsedilmektedir. 

Mağara Alegorisinde; gölge, gölge için gerekli olan ışık temel öğelerden ikisidir. Bu iki öğe resimden tutun da birçok sanat dalının da temelidir aslında. Neyi nasıl göstermek istediğinizle çok ilgilidir. Herkes hayatında birkaç kez; iki elinin başparmaklarını dolayıp ellerini sallayarak duvarda kanat çırpan bir kuş figürü oluşturmuştur. Ellerinizi görmeyen biri için gerçek olan duvardaki kuştur. Ellerinizi gören biri için de gerçek olan duvardaki kuşu gölge oyunuyla oluşturan ellerinizdir. 

Bu bilgilerden sonra nedir bu mağara alegorisi daha etraflıca bakalım.

Konuya girmeden önce Alegorinin ne demek olduğunu açıklamak doğru olacaktır. 
Alegori; bir düşünce, his, davranış, nesne ya da kavramın, aslında anlaşılması zor olan şeylerin, somutlaştırılması için simge ve sembollerle ifade edilmesidir. Örnek verecek olursak; kuru kafayla ölümü ya da tehlikeyi, teraziyle adaleti, başakla bereketi çağrıştırmak gibi. Bir içeriğin tümü de alegorik olabilir; George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ni buna örnek verebiliriz. 

Platon’un Devlet kitabında geçen Mağara Alegorisi ne hakkındadır peki, gerçek olduğu sanılan şey ve kullanılan metaforlar nelerdir?

Mağara Alegorisi hem antik çağda topluma ve toplumsal gerçekliğe bakış açısının yansıtılması, hem de Sokrates’in; insanın yaşamının temel amacının mutluluk arayışı ve bunun da ancak erdemli bir yaşamla sağlanacağı fikrine de dayanması gibi nedenlerle düşün dünyasının önemli öykülerinden biridir.

Hikayedeki kilit figürlere baktığımızda; daha önce bahsettiğimiz el hareketleriyle duvarda oluşturulan kuş figüründe olmazsa olmaz iki şeyden birinin ışık diğerinin de gölge olduğunu söyleyebiliriz. 

Işık aslında yaşamımızı sürdürmemizdeki en önemli araçlardan biridir. Platon güneşi ve aydınlığı iyiliğin temeli olarak görür. Gerçekliğimizin çok sayıda güzel şeyle dolu olduğunu ama bunların görünebilmesi için ışıkla aydınlatılması gerektiğini vurgular. Bunu zihnimizle ilişkilendirir ve yeterince ışık tutulmamış bir zihnin algıladıklarının da karanlık olacağını söyler yani aslında zihinlerin ışığı bilgidir, bilgi algılayışı geliştirdikçe karanlık olarak nitelendirdiği cehalet; etkisini yitirmeye başlayacaktır.

Ya gölge? Gölge kaynağını görmediğimizde ne görüyorsak o olduğunu düşündüğümüz, yeri geldiğinde korku ve gerilim sebebi olan bir şeyin yansımasıdır. Işığın açısının da çok önemli olduğunu unutmamak gerekir. Küçük kedinin aslan olarak görünmesi gibi. 

Bu açıklamalardan sonra hikâyeye gelecek olursak hikâye bir mağarada geçmektedir. Bir grup tutsak insan, bu mağarada; ellerinden, ayaklarından bağlanarak kafalarını da farklı yönlere çeviremeyecekleri şekilde duvara zincirlenmişlerdir. Sürekli olarak aynı duvarı izlemek zorundadırlar. Duvar saydam olmayan cisimdir ve gölgenin yani nesnenin varlığına işarettir. Arkalarında bir ışık kaynağı olarak ateş yanmaktadır. Bu ateş; kuklacılar olarak tabir edilen figürlerin istedikleri şeylerin gölgelerinin bu duvara düşmesini sağlamaktadır. 

Bu mağarada yaşama başlayan mahkumların, hayata dair tüm bilgileri o duvarda gördükleri gölgeler ve gölgelerle eşleştirdikleri seslerdir. Hayat onlar için o duvar ve duvardaki görüntülerden ibarettir. 

Bilgimiz olmayan bir şeyin gerçekliğini sorgulayamadığımızı düşünürsek gerçek ve hayat onlar için budur.
 
Gel zaman git zaman bir gün tutsaklardan biri kurtulur ve zincirlerinden ayrılarak mağara dışına çıkıp, ışıkla ve gerçek hayatla buluşur. Bunca zaman karanlıkta kalmış biri için ışıkla bu buluşma zor olacaktır. Gözlerin alışması, inandığı gerçeğin bir yanılsama olduğunun kabulü… belki de baş edemeyip geri dönüp bugün nitelendirdiğimiz konfor alanında yaşamını sürdürmek isteyecektir değil mi? Belki de sudaki yansımasını görüp kendi gerçeğiyle ilk kez buluşacak, mağarada duyduğu ve duvarda gördüğü gölgenin sesi sandığı şeyin tamamen gerçeklikten uzak olduğunu anlayacaktır. Bu mahkum mağaraya geri döndüğünde bu sefer mağaranın karanlığı gözlerini kör edecek ve oradaki mahkumlara asla gerçekle yüzleşmemeleri gerektiğini söyleyecektir. Bu durumda mahkumlarda muhtemelen merak uyanacak ama korkunun egemenliği merak duygusunu bastıracaktır ya da tam tersi mahkum geri döndüğünde gerçeğin o olmadığını, onları bu yanılsamadan kurtarabileceğini söyleyecektir ama bu sefer de mahkumlar onun delirdiğini düşünecektir. 

Hikayeyi bu şekilde olasılıklarla anlatmak elbette sebepsiz değil. Hikayede geçen her şeyin  aslında toplumda bir karşılığı bulunmaktadır.

Mağara: Duyularla bağlantılı cehalet dünyasını,

Mahkumlar: Henüz ışıkla buluşmamış, buluştuğunda ya da ışığın varlığı anlatıldığında karanlığı ya da aydınlığı yani bilgiyi ya da cehaleti tercih edecek bireyleri

Gölgeler: Etrafımızdan ya da başkalarından çeşitli yollarla edindiğimiz ve gerçek olduğunu düşündüğümüz tüm bilgi ve inançları,

Ateş: Doğru ya da yanlış olabilen üretilmiş ve insanları yönlendiren inançları,

Kuklacılar: Doğru ya da yanlış olabilen bilgiyi üreten ve benimseten kişi ya da toplulukları

Zincir: Bireylerin öğrenme ve bilgi sahibi olma özgürlüklerini engelleyen şeyleri,

Güneş: Akıl yoluyla keşfedilen hakikati ve bilginin evrensel sembolünü,

Filozof: Zincirlerini koparıp aklını kullanarak kendine empoze edilen bilgi dışında hakiki bilgiye ve gerçek dünyanın varlığına tanık olan, topluluğundaki diğer bireyleri de bu gerçeklikle buluşturma konusunda sorumluluğu olduğunu hisseden kişiyi ifade etmektedir.

Hikayeye geri dönersek, mahkumların nerede olduklarını anlayabilmeleri için sizce temelde neye ihtiyaçları vardır? Yaşadıklarının gerçek olmayabileceği fikrine sahip olmaları ya da yaşadıkları konusunda şüpheye düşmeleri dediğinizi duyar gibiyiz. Elbette bunun için de; gerçeklikle gerçekliğin taklidi ayrımını fark edecek anlayışa sahip olmaları gerekmektedir. Bu aşamaya gelinmediği sürece kuklacılar olarak nitelendirdiğimiz gölgelerin sahipleri mahkumlara istedikleri bilgiyi istedikleri ölçüde empoze edeceklerdir.
 
Yani aslında gördüğümüz ve yaşadığımız dünya gerçek dünyanın bir taklidi ve yansımasıdır. Hakikat bundan çok daha fazlasıdır. Hakikate ulaşmanın yegane aracı ise akıldır. Alegoride de işte tam olarak; gösterilen gerçekle var olan hakiki gerçek arasında kalan toplum tasvir edilmektedir.

Peki gerçek olandan nasıl emin olabiliriz? 1899 dizisine yeniden gelirsek;  yaratılan bir simülasyon içinde kırılmaya çalışılan bir döngü vardır. Döngü kırılıncaya kadar aynı şey yaşanmaya devam etmektedir. Dejavu dediğimiz şeylerin de benzer bir döngü olmadığını nerden bilebiliriz? Bir kabus görürken bilinçaltımızın rüyada bunun bir kabus olduğunu söylemesi gibi belki de yaşadığımız hayat bir uykunun rüyasıdır:) Zihnin gücünü kavramış ve dünyaya sorgulamak üzere gelmiş beyinler için gerçeklik algılaması daha kolay ama bulunması uzun zaman alan ve emek isteyen bir süreçtir. 

Şimdi durun ve kendi gerçekliklerinizi, inançlarınızı, bunların kaynağını ve bu gerçek olamaz ki dediğiniz şeyleri düşünün. Belki de iyi bir senaryo konusu bulabilir, ilgilendiğiniz herhangi bir sanat dalında kullanabilirsiniz ne de olsa gerçeklik sizin gerçekliğiniz.

Yazımız gölgenin sanatta ve psikolojide kullanımı Jung ve gölge arketipinin detaylı anlatımıyla bir sonraki gönderide devam edecek.
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Parapraksi Freudyen Dil Sürçmesi Previous post Parapraksi / Freudyen Sürçme
Ekmek kırıntıları-Breadcrumbing Next post Aşkın Ekmek Kırıntıları (Breadcrumbing)

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir