0 0
Read Time:7 Minute, 12 Second

Gün geçmiyor ki yeni bir sendrom, yeni bir manipülasyon adı duymayalım. Sağlıklı ilişki daha doğrusu sağlıklı bireylerle ilişki arayışının arttığı bir dönemde; love bombing, gaslighting, ghosting ve tabi ki manipülasyon kelimeleri dilimize pelesenk oldu. Hatta meşhur ‘Gibi’ dizisinden Ersoy’un da tabiriyle; “Önce ümit vermiş; “love bombing” süreci, sonra ince ince bi “gaslighting” çalışmış sonunda da “ghost”lamış geçmiş” şeklinde özetlenen ve ilişkilerde birinin diğerini manipüle etme şekli olarak adlandırılan bu durumlar nasıl da bu kadar hayatımızın içine girdi? Gelgelelim, sağlıklı ilişkiler nasıl olmalı üzerine konuşurken çok kısa bir sürede devir değişti ve artık mevzubahis; “nasıl ilişki yaşanır” oldu. Bireylerin aynı anda birden fazla kişiyle görüştüğü, birden fazla kişiye küçük çaplı kafa karıştırıcı ümit verdiği ama asla net bir ilişki yaşamadığı bir dönemdeyiz. Artık gündemimiz; “bir erkek/kadın nasıl aşık edilir, bir erkek ya da kadının gözü nasıl bir başkasını görmez” gibi, çokça şekilde; birini ikna üzerine kurulu, sevgi ve aşkın tabiatına pek de uygun olmayan arayışlar oldu. Daha da spesifik bir şekilde; “şu burçta şu cinsiyetteki kişi, nasıl erkek ya da kadınlara aşık olur”… Yani aslında ilişki mantığımız; birini ikna uğruna değişime ve bir şeye dönüşmeye razı gelmeye evrildi. Bireyin evrilmesi derken sonuca gelmiş gibi görünsek de asıl konumuz; bir ad verileyemen, tanımı yapılamayan, ne idiği belirsiz ümit ve ümitsizlik parçaları. İşte Türkçeye ekmek kırıntısı olarak çevrilen  Breadcrumbing tam da bu ilişkiye dönüşemeyen durumları işaret etmektedir. Bu ekmek kırıntıları manipüle edilen kişiye; “yahu ben ne yaşıyorum, bu ne şimdi, bununla ne demek istedi” gibi bolca neden, niye, acaba… şeklinde cevabından emin olamadığı hatta cevabı olmayan sorular sordurur. Diğer manipülasyon yöntemlerinden daha zararsız olduğu düşünülse de aslında manipüle edilen kişilerin ilişki anlayışlarında, inanç ve güven sistemlerinde değişikliklere sebep olur. Freud ne diyordu; “insan, karşılaştığı kişilerin kalıntısıdır! Hayatın akışı içinde bir yerlerde bir şekilde hayatımıza girip çıkan herkesin bir izi kalır. Bu, bazen iyi bazen kötü bir izdir ama kalıcıdır. Kişilik, bu izlerin içinden kendimizi nasıl inşa ettiğimizdir.” Yani yaşadığımız, yaşıyormuş gibi olduğumuz, yaşama ihtimalimiz olduğunu varsaydığımız her şeyin; bizi etkilediğini ve aslında bugün ne olduğumuzun da önemli parçalarına dönüştüğünü söyleyebiliriz. Breadcrumbing için gaslighting tadında bir manipülasyon olduğu izlenimine kapılabilirsiniz ama burada kişinin gerçeklik algısının bulanıklaşması değil daha çok kişiyi yönlendirme ve kişide emin olmama hissi oluşması söz konusudur. Birinin bu durumu birden fazla kere yaşaması ve yaşadığı zamanın da uzun sürmesi olasılıklarını düşünürsek, algıların bozulması an meseledir. Bu tür manipülatif ilişkilere maruz kalmanın bazı nedenleri elbet vardır, sonuçta insan ruhunda gereksinim duyduğu şeyin kölesidir diye boşuna dememiş Jung. Bu uzun girizgahtan sonra bakalım nasıl oluyormuş bu breadcrumbing, kimler bunu uygular, kimler buna maruz kalırmış… Breadcrumbing yani ekmek kırıntısı; birinin mevcut olandan daha fazlasının olabileceği izlenimini uyandırması ancak ne var ne de yok denilebilecek şekilde çoğunlukla; kısa mesajlarla, ara ara aramalarla iletişime geçmesi ama devamını getirmemesidir. İlişkilerin de dijitalleştiğini düşünürsek birçok kaynakta bunun sosyal mecralardan yapıldığı, çoğunlukla sanal iletişimde kalındığı ve yüz yüze gelinmekten kaçınıldığı versiyonunu okuyabilirsiniz lakin olay sosyal mecralarla sınırlı değildir. Gerek dijital ortamlar olsun gerekse ara ara yüz yüze gelinen etkileşim şekilleri olsun; bir planlama yapmaktan, zaman ayırmaktan, randevulaşmaktan kaçınılan ya da bunların oldukça zor gerçekleştiği, sonrasında da araya mesafe ve zamanın girdiği ilişkilerdir. Geri çekilme ya da vazgeçiş hissedildiğinde yeni bir atak yapılması da kuvvetle muhtemeldir. Ne olacak ki bundan diyebilirsiniz, sonuçta iki taraf da ilişkiyi bu şekilde dengede sürdürebilir ve iki taraf için de kırıntı verme durumu olabilir değil mi? Gerçekten böyle midir ilişkilerin dengesi ve bu mudur insanın ihtiyacı? Şayet böyleyse neden bu kadar çok manipülasyona uğrayan, kaçan/kovalayan, kafası karışan ve ilişki dinamikleri etkilenen kişi var sizce? Sonsuz arayışlı, hep daha iyisinin olma ihtimalinin düşünüldüğü, birine konsantre olmakta zorlanılan durumlar, tahmin edersiniz ki sağlıklı değildir aynı şekilde bireyin bu ihtimaller arasına girmeyi kabullenmesi ve böyle bir durumda yarışı kazanan olmayı isteyip bu şekil davranan birini elde etmeye çabalaması da. İnsanın temel arayışlarından bazıları bilmek, emin olmak ve tamamlamaktır. İlk ikisinde güvenme ve güvende olma ihtiyacımızı gideririz. Tamamlamak da adaptasyonumuzun bir gereğidir. Tamamlanan şeylerde bir olasılık gerçeğe dönüşmüştür ve elde etme, sonuç ne olursa olsun başarmış olma duygusu vardır. Aslında yaşamımızda oluşup gelişen her şey hayatın küçük çaplı temsilidir. Dünyaya doğarız, dünyada büyürüz, en sonunda ölür ve dünyadan ayrılırız. Ölüm tamamlanma sürecidir. Ölüm; zihnimiz için hayatımızı anlamlı ya da anlamsız kılan bir bilinmezdir ama nihaidir ve kaçınılmazdır. İnsan hayatın akışını, hayatının her alanında yaşamak ister. Tam da bu istek nedeniyle hayatımızdaki şeylerin yerinden, ne olduklarından emin olma ihtiyacı hissederiz. Bu açıklamalarla, manipülasyona uğramak çok normal gibi görünmüş olabilir ama elbette ki değil.   Breadcrumbingde ilişki kişilerini; kaçan-kovalayan, bekleyen-bekleten vb. iki tarafa ayırdığımızda çok da popüler bir terim olan bağlanma stilleriyle karşılaşırız. Manipülatör tarafı kaçıngan, mağdur tarafı da (mağdur olarak tanımlamak çok hoş olmasa da) kaygılı bağlanma stiline uygun kişiler olarak nitelendirebiliriz. Kaçıngan taraf; hep bir arayış içinde olan, alternatifler peşinde koşan, ne vazgeçen ne de adı konmuş ciddi bir ilişkiye başlayan taraftır. İlgi çekmek, elde etmek, elde tutmak isterler. İlginin kaybolacağını hissettiklerinde atağa geçerler ve bir şekilde kendilerine duyulan ilginin devamını sağlamaya çalışırlar. Peki bunları neden yaparlar, siz de bunu yapıyor ya da yapmış olabilir misiniz? Aslında o kadar çok neden söylenebilir ki; anne ve babayla kurulan bağdan, ilişki deneyimlerinden, kişilik bozukluklarından, travmalardan… olabilir. Birkaçını sıralayacak olursak; – Bitirilen bir ilişki sonrası temasta kalma ve kontrol etme isteği (buradan evveliyatı olan ve ilişki kılıfı giydirilmiş bir süre sonrasında da yaşanabileceğini anlayabiliriz), – İlgi çekme potansiyeline sahip olunmasından haz alma, bunu sıkça deneyimleme isteği ve bu heyecanın aranışı, – Kötü hissedilen bir dönemde; kendileriyle ilgilenen kişilerle iletişime geçmenin daha iyi hissettirmesi, – Narsistik kişilik, – Bağlı kalmaya, ciddi ilişki potansiyeline henüz sahip olunmaması, – En iyisinin aranışı, daha iyilerinin olduğu düşüncesi, çeşitli nedenlerle geçmişe dair yoğun pişmanlık sonucu; hayatı-fırsatları kaçırmaktan ve hata yapmaktan kaçınma çabası gibi durumlar kişilerin manipülatör olmasına sebep olabilir. (her durum kendi içinde de birçok nedene sahiptir) En doğru insanı bulmak için birçok kişiyle tanışmak kötü ve anormal bir durum değildir ancak bunu yaparken bir başkasını yedekte tutma, yanlış yönlendirme ve tüm bunların sonucunda bir kişinin acı çekmesine, gelecek ilişkilerini olumsuz etkilenmesine sebep olmaya hakkımız yoktur. Freud’un, özetle; insan karşılaştığı kişilerin kalıntısıdır ve kişilik tüm bunlardan kendimizi nasıl inşa ettiğimizdir sözünü hatırlarsak, bu kalıntılardaki kötü iz olmak, birinin hafızasında kötü izler bırakmak ve geleceğine giden yolda yanlış bir taş olmak fikri gerçekten istenmeyen ve rahatsız eden bir yük olmalıdır. Unutmayalım ki bir şeyler yaparken etkilenen sadece karşı taraf olmamaktadır. iyilik de kötülük de yapanın üzerinde ciddi değişiklikler oluşturmaktadır. Bu kadar ahlaki ve empati içeren değerlendirmeden sonra:) biraz da kaygılı tarafa bakalım. İnsanlar bile bile neden böyle durumları kabullenir ya da neden gerçeğe karşı körleşirler? En savunmasız olduğumuz zamanlar maalesef ki sevdiğimiz, ilgiye ve bağa ihtiyaç duyduğumuz zamanlardır. Kaçıngan taraf için geçerli olan nedenlerin çoğu aslında kaygılı taraf için de geçerlidir ki bu da, kaygılı olan tarafların; kişiye ve zamana göre kaçıngan taraf olabileceğine de işaret etmektedir. Ramanoff; insanların standartlarının düşmesinin karşı tarafın vereceği asgari düzeydeki ilgi ve sevgiye razı gelmeye neden olabileceğini söyler. Örneğin şiddet gören biri için sadece şiddet eğilimi olmayan biri bile ideal hale gelebilir oysa zaten bu normalde olması gereken şeydir. Peki başka neler sebeptir kaygılı taraf olmaya? – Değersizlik hissi, – Özgüvensizlik, – İyi şeylere layık olunmadığı düşüncesi, – Kötü aile ilişkilerinden sığınacak bir liman aranması, – Elde etme, kendini gerçekleştirme; kimsenin yapamadığını yapma ve tercih edilen olma isteği gibi çeşitli kompleksler – Değiştirilebileceğinin düşünülmesi, bir severse bir aşık olursa farklı olur inancı gibi çokça neden Ya kaygılı taraf olduğunuzu nasıl anlayacaksınız? Bu sorunun cevabı için Manipülatör olan, kaçıngan tarafın nasıl davrandığına bakmak gerekmektedir. – Ciddi bir ilişki istediklerini söylerler ve bunu oldukça ikna edici yaparlar ancak sözleri ve davranışları uyuşmaz (bu durum kaygılı tarafın kendinden şüphe etmesine neden olabilir), – Bağlı kılacak kadar ilgi gösterirler ama asla emin olunmazlar, geri çekilme-atılma şeklinde kaygılı tarafa göre davranırlar, – Bir sorun olduğunda çözüm için uğraşmazlar, bazen sorunların bilinçli kaynağı dahi olabilirler, – Kendileriyle ve davranışlarıyla ilgili açıklama yapmazlar, oldukları halleriyle kabullenilmeyi isterler, – Sadece cinsellikle ilgilenebilirler, – İletişim aralıkları ve sıklıkları tutarsızdır. Bu maddeler kaygılı taraf üzerinde bir süre sonra ciddi sorunlara ve gerçeklik algısının bozulmasına sebep olabilecek şeylerdir. Hepsi çok kasıtlı gibi görünse de bazen bu kadar bilinçli bir şekilde de yapılmayabilir. Kişinin ciddi ilişki isteği vardır ama bu derinliği sağlayamıyor ve ilişkilerde sürekliliği beceremiyordur. Yanlış mesajlar veriyor ve doğru algılanmadığı için karşılıklı sürdürülemeyen, güven kurulamayan bir döngüye giriyordur. Aslına bakılırsa bunlara da yukarıda saydığımız durumlar sebep olabilir ama önemli olan farkındalık ve ortaya çıkan sorunu çözme isteğidir. Sonuçta insan hangi koşullarda ne şekilde yetişirse yetişsin travmatik bir varlıktır. Doğru yetiştirme ve travmalardan koruma çabası her dönem değişen ve değiştikçe yeni sorunlar keşfedilen bir şeydir. Her şeye rağmen yalnızlık korkutucu olabilir ama başarısızlık değildir, sevmek ve sevilmek ihtiyaç olabilir ama doğru şekilde yaşandığında acıya dönüşmeden hissedilebilecek şeylerdir. İyi izler bırakan olmak ve iyi izler bırakanlarla karşılaşmak dileğiyle yeni yazılarda görüşmek üzere:)

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Platon'un Mağara Alegorisi ve Gerçeklik Previous post Platon’un Mağara Alegorisi
Next post Absürt Bir BabaAnne Hikayesi

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

One thought on “Aşkın Ekmek Kırıntıları (Breadcrumbing)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir