Read Time:5 Minute, 12 Second
Olumlu olaylardan çok olumsuz olaylardan mı etkileniyorsunuz? Yaşadığınız hoş olmayan şeyleri, hayatınız boyunca katlandığınız sıkıntı ve aksilikleri düşünüp, kendinizi şanssız ve sıkışmış mı hissediyorsunuz? Haber okurken ya da izlerken iç karartıcı içeriklere kapılıyor, gününüzün geri kalanında bunları düşünüp bunları mı konuşuyorsunuz? Size yapılan iltifatları değil de eleştirileri mi aklınızda tutuyorsunuz? Olumsuzluk yanlılığı ya da olumsuzluk önyargısı; Daha olumsuz özellikteki; hoş olmayan duygu, düşünce, travmatik olay ve sosyal etkileşimlere katılma, bunları kullanma, öğrenme vb. eğilimleri ifade eder. Olumsuza eğilim hayatın her alanında o kadar yaygındır ki, yapılan araştırmalar; olumludan daha çok olumsuz kelime dağarcığına sahip olduğumuzu ve olumsuz duyguları belirtmek için daha çok terimin yer aldığını göstermektedir. Yani bilişsel kaynaklar olumsuz durumlar için seferber edilmektedir. Ne olmuş ki, hemen hemen herkes böyledir deyip geçebilirsiniz ancak "Olumsuzluk Önyargısı" sandığınızdan daha çok şeyi etkilemektedir. Nasıl ve ne hissettiğimiz, nasıl düşündüğümüz ve hareket ettiğimiz noktasında da önemli ölçüde rol oynamaktadır. Hatta olumsuzluklara verilen tepkilerin daha hızlı ve belirgin olması toplumsal yaşantı içerisinde de pek çok şeyi yapılandırmaktadır. Peki sizce “Kötü İyiden daha güçlü”müdür? Olumsuzluk önyargısını yaşayan biri nasıl olurmuş; sık sık yaşanan örneklerle bakalım. Böylece soruya yanıtınız da netleşmiş olacaktır. - Övgülerden çok hakaretleri hatırlar ve düşünür; - Olumsuz uyaranlara, duygusal ve fiziksel olarak daha fazla ve hızlı yanıt verir; - Güzel olan şeylerden çok nahoş veya travmatik olaylar üzerinde kafa yorar; - Dikkati, olumlu bilgilerden ziyade olumsuz bilgilere daha hızlı odaklanır; - Aynı gün içinde çok sayıda iyi olay yaşansa bile, olumsuzluk önyargısı; meydana gelen tek 'kötü şeye' odaklanmasına neden olur. Geştalt dostu bir yaklaşımla ifade edersek; bütünü parçaların toplamından daha da kötü görür. Yani olumlu ve olumsuz bileşenler toplandığında olumsuz olana eğilir ve geriye olumlu hiçbir şey kalmaz; - Küçük şeyler üzerinde derin derin düşünür, kötü bir izlenim bıraktığı konusunda endişelenir ve olumsuz yorumlarla oyalanır. Böyle olan birinin; tüm seçimleri, sosyal yaşamı, insanları tanıma ve kabul süreci, siyasi görüşü, iş yaşamı ve başarı ile motivasyon durumu, hatta ve hatta huzur ve mutluluk anlayışı dahi bu düşüncelere bağlı olarak gelişir ve olumsuzluktan yana şekillenir. Bakalım olumsuzluk yanlılığı seçimleri ve kararları nasıl etkiliyormuş: İnsanların sadece negatif ya da pozitif özelliklere sahip olması beklenemez, gelin görün ki biriyle ilgili nihai bir izlenime varılacağı zaman, bu sonucu belirleyen çoğunlukla bu kişiye ait negatif yani olumsuz özellikler olur ki bu da pozitif yani olumlu özelliklerle orantılı değildir. Bir kişiye ait olumsuz bir bilgi, olumlu bir bilgiden daha yararlı ve tanımlayıcı olarak görülür. Dürüst olmayan bir kişi, dürüst davranışlar gösterse de dürüst olmayan yanları ile hatırlanır. Hatta durum; çoğunlukla dürüst olan, ama dürüst olmayan bir davranış sergileyen kişi için de değişmez. Kısaca genel izlenimi veren özellikler olumsuzların toplamıdır. Bunun nedeni de olumsuzluk yanlılığının tarihçesine bakarken göreceğimiz, güvende hissetme duygusudur. Olumsuz özellikler korunmak gereken özellikler olarak görülür ve bunlara göre karar vermek aslında güvende hissetme isteğinin bir sonucudur. Kişilere, kurumlara, olaylara… ait negatif bilgilerin daha doğru tespit etme imkanı tanıdığı varsayımı; oy verme davranışlarını da etkilemektedir. Yapılan araştırmalar sonucu; İnsanların olumlu bilgilerden dolayı; bir adaya oy vermeyi değil, olumsuz bilgilerden dolayı; oy vermemeyi tercih ettikleri ortaya çıkmıştır. Çalışma ortamında; ekip çalışması, işbirliği, ortak hedef çerçevesinde motivasyon olmazsa olmazlardır. Bunların hepsi için başkalarıyla etkili iletişim kurabiliyor olmak gerekmektedir. Önyargılar ne yazık ki burada da devreye girer. Olumsuz durumlara odaklanmaya, etkili ve güzel geri bildirimleri almamaya, içerisindeki eleştiri ya da olumsuzluklara takılmaya, eleştiriye tahammül edememeye neden olur. Diğer kişilerle güvene dayalı ilişki kurulmasını da zorlaştırır. Yeni tanışılan insanlar hakkında en kötüsünün varsayılmasına neden olabilmektedir. Bireysel inanç ve beklentiler doğrultusunda değerlendirme, nasıl tepki alınacağı konusunda en karamsar varsayımları davranışlara yansıtma tuzağına düşülebilmektedir. Flört ilişkilerinde; karşı tarafın ya da kişinin kendisinin kusurlarına odaklanmaya, iyi özellik ve sahip olunan değerleri görmek yerine, en önemsiz hataların büyütülüp bunlar üzerinde derin derin düşünülmesine ve tüm olumsuzlukların sürekli taze tutulmasına yol açabilmektedir. Negatif bilgilere karşı daha hassas olmanın; korkuyu, kalp atım hızını artırdığı, bunlara bağlı kaygı ve stres gelişimine sonucunda da depresyon ile anksiyeteye sebep olduğu da yapılan çalışmalarla varılan sonuçlardandır. Karar verme aşamasında, kararın potansiyel olumsuzluklarına odaklanmaya ve bunları aşırı vurgulamaya, potansiyel faydalardan çok aksini dikkate almaya neden olur. Bu durum bazen olumlu sonuçlar getirse de çoğunlukla kişilerin gelişimine, konfor alanı dışına çıkmasına, yeniliklere ve değişikliklere direnmesine sebep olabilmektedir. Özetle; olumsuzluk önyargısı konusunda birçok farklı araştırma yapılmıştır. Dikkat, öğrenme ve hafıza üzerinde; karar verme ve risk değerlendirmelerinde; her türlü ilişki yapısında ciddi etkileri olmakta ve gelecek yaşantıları da bu nedenle etkilemektedir. Sonuçta psikolojik ciddi rahatsızlıklara yol açması da kuvvetle muhtemel olmaktadır. Peki ne olmuş da olumsuzluk yanlılığı insan yaşamına dâhil olmuş dersiniz? Binlerce yıl önce atalarımız, bugün endişelenmemize gerek olmayan, yırtıcı hayvanlar ve çevresel tehditlere maruz kalırlar. Bu olumsuz uyaranlara karşı daha dikkatli olmaları hayatta kalmalarına yardımcı olur. Tarih öncesi insanı olduğunuzu düşünün, avcılık ve toplayıcılık günlerindesiniz. Haliyle ne tehdit içerir bilemezsiniz. Bilmediğiniz şeyler çoğunlukla korkutucudur ve bunlara dair kafanızda en kötü senaryolar canlanır. Çünkü olumlu şey; size bir şekilde fayda sağlayacak ya da bir etki etmeyecektir ama olumsuz olan şey; hayatınıza mal olabilir. Uzun lafın kısası; olumsuzun, olumlu olandan daha çok üzerinde durma eğilimi beynimizin bizi güvende tutmaya çalışmasının bir yolu ve sonucudur. Bir organizma, türdeşlerinin itici veya tehlikeli bulduğu uyaranlardan kaçınması gerektiğini ne kadar erken öğrenirse, hayatta kalma şansı o kadar çoğalmaktadır. Olumsuzluk yanlılığı, belirsiz uyaranlar hakkında öğrenilmiş bir bilgi yoksa potansiyel olarak zararlı olabilecek durumların oluşmasından korunmada yardımcı olur. Aslında negatif önyargıların bazı durumlarda yardımcı olmadığını iddia etmek zordur ancak toplumsal düzen değiştikçe, bilgi edinmek, bilgi toplamak kolaylaştıkça, insan daha sosyal bir varlığa dönüşüp toplum içerisinde birden fazla rolle yer aldıkça, olumsuzluk yanlılığı da zarar veren bir hale dönüşmektedir. Bir yetim arketipi gibi davranmak ve her şeyi böyle görmek kişilerin kendisi için de, ilişki içerisinde oldukları herkes için de yeterince zorlayıcı olabilmektedir. Bunların dışında beyin yapısında da negatif uyaranlara cevap olarak daha fazla sinirsel işlem olduğu görülmüştür. Beynin spesifik duyusal, bilişsel veya motor uyaranlara tepkisini gösteren, olaya/duruma bağlı beyin potansiyellerini ölçen çalışmalar, negatif uyaranların pozitif uyaranlardan daha büyük bir beyin tepkisi ortaya çıkardığını göstermiştir. Tüm bunlarla birlikte olumsuzluk yanlılığı bebeklik döneminde ortaya çıkmaktadır. Çok küçük bebekler, olumlu yüz ifadesi ve ses tonuna dikkat etme eğilimindeyken bir yaşına yaklaştıkça olumsuz uyaranlara daha fazla dikkat etmeye başlamaktadır. Çalışmalar beynin olumsuz önyargısının, bir çocuğun yaşamının ilk yılının ikinci yarısında ortaya çıktığını göstermektedir. Olumsuzluk önyargısının nasıl çalıştığını anlamak, ilişkiler üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerinin üstesinden gelmenin ilk adımıdır. Kişisel farkındalık ve sağlıklı iletişim sayesinde, etkileşimlerde ve çevredeki insanlarda olumluyu aramaya başlanabilir.
