Read Time:3 Minute, 47 Second
İnsanların bazı sanat eserleri karşısında ciddi belirtilerle sendromlar yaşadıklarından burada bahsetmiştik. Din, tarihin her döneminde sanatla çok sıkı bir bağ içerisinde olmuş ve dönemin dini anlayışı ile hâkim inancı, sanatçıları; bu hâkim inanca savunmacı ya da karşıt olarak etkilemiştir. Sonuç olarak sanat eserleri de bunları yansıtmıştır. Aynı şekilde psikoloji ve bu alandaki gelişmelerle bu gelişmelere sebep olanlar da, sanatçıya yön vermiştir. Özellikle bilinçaltının dışavurumuna yönelik düşünce ve teknikler; sanat akımlarını ciddi manada etkilemiştir. “Etkilemiştir”den ziyade aslında bir etkileşim olmuştur demek daha iyi olacaktır. Çünkü sanat eserleri sanatçının kendinden bağımsız oluşturamadığı kendi içsel dünyasını, bilinçaltını, geçmiş yaşantılarını ve gelecek hayallerini yansıttığı dışavurumlardır. Bu da o dönemdeki tüm toplumsal unsurları etkileyecek güce sahiptir. Sanatçılar bu yönleriyle ve eserleriyle psikolojinin ve özellikle bilinçaltıyla uğraşanların da özel ilgi alanı olmuştur. Bilinçaltı denilince elbet ilk akla gelen; büyük psikanalist Sigmund Freud olur. Freud yaşadığı dönemde çalışmalarıyla sanatçılar, sanat eleştirmenleri, koleksiyoncular ve görsel sanat alanıyla ilgilenen her kesim üzerinde derin bir etki oluşturmuştur. Teorileri sanat tarihi üzerinde silinmez izler bırakmıştır. Aslında psikanalizin babası Freud, kendimizi görme biçimimizi değiştirmiştir. Yetişkin davranışlarımızın, çocukluktaki bastırılmış; aşk, kayıp, cinsellik ve ölüm deneyimlerinden kaynaklandığına inanarak, bu konuda kapsamlı yazılar yazmış ve sıkıntı içindeki birçok hastasına çeşitli yöntemlerle terapi uygulamıştır. Freud'un fikirleri rasyonelleştirilerek ve değişikliklere uğrayarak, artıları ve eksik yanları vurgulanarak günümüze gelmiş olsa da teorileri ve çalışmaları sayısız düşünür ve sanatçıyı büyülemiş ve onlara ilham kaynağı olmuştur. Sadece bununla kalmamış sanatçıların tekniklerini çeşitlendirmelerinde, yönlendiren bir güç olmuştur. Freud'un yaşamı boyunca sanatla ilişkisi çeşitli biçimlerde olmuştur. Sanatçıların, özellikle de Rönesans dönemi sanatçılarının yaşamları ve kişilikleri hakkında kapsamlı yazılar yazmış, analizler yapmıştır. Sanata olan merakı aynı zamanda bir koleksiyoncu olmasına da yol açmıştır. Dünyanın dört bir yanından, eski uygarlıklara ait 2.500'den fazla antik eser toplamıştır. Koleksiyonu o kadar geniş ve etkileyicidir ki; Londra'daki evi 1986'da Freud Müzesi'ne dönüştürülmüştür. Online olarak gezebileceğiniz adrese buradan ulaşabilirsiniz. Freud arşivini oluştururken tercihini antik eserlerden yana yapsa da, teorileri 20. yüzyılın başlarında bir kesim üzerinde ciddi etkiler oluşturur. Sanatçıların, giderek görünür dünyanın ötesine geçtikleri, bireysel iç dünyalarının ve zihinlerinin keşif yolculuğuna çıktıkları bu dönemde; Freud rüya analizi ve serbest çağrışım teknikleriyle zamanın ruhuna uyar. Her ne kadar kendi torunu popüler ressam Lucian Freud; sürrealizm ve kübizm esintilerini birleştirdiği eserlerinde, dedesinden etkilenmediğini söylese de, Sigmund Freud sürrealist hareket üzerinde çok derin bir etki bırakır. 1899 Düşlerin Yorumu, Sürrealist sanatçılar için özellikle önemlidir. Sürrealistler, Freud'un, rüyaların; en derindeki hatta bastırılmış arzularımız hakkında gizli anlamlar ortaya çıkarabileceği düşüncesini alarak çok çeşitli teknikler keşfetmişlerdir. Karmaşık, bilinçsiz rüyalar dünyasını, kabuslarını ve kabuslar aracılığıyla da korkularını sanatlarında serbest bırakmışlardır. Birçok Sürrealist, Freud'un serbest çağrışım tekniğini benimseyerek, otomatik çizimlerle, bilinçsiz düşünceleri serbest bırakabileceğine inanmıştır. Parisli Sürrealist gruba önderlik eden Fransız şair Andre Breton tüm bunları "Aklın uyguladığı herhangi bir kontrolün yokluğunda, tüm ahlaki ve estetik kaygıların dışında ifade edilen düşünce" olarak adlandırmıştır. Sonrasında da bu fikirler; Amerikan Soyut Dışavurumcularının sezgisel sanatını şekillendirmiştir. Elbet tek etkilenen sanatçılar değildir. Freud yaratıcı beyinlerin zihnini ve iç dünyalarını çok merak eder. Bu yaratıcı dâhilerin derin dürtüleri olduğunu düşünüp aslında çalışmaları için tam da analiz edilecek kişiler olduklarını düşünür. Çünkü eserler iç dünyanın ve ona göre bastırılmış duyguların bir yansımasıdır. Michelangelo’nun Musa’sı da dâhil olmak üzere birçok sanatçının eserleri üzerine derin ve analitik makaleler yazar. Leonardo Da Vinci hakkında Çocukluğunun Bir Anısı (A Memory of his Childhood) adında kitap yazar. Kitapta; Leonardo’nun çocukluğu, cinselliği ve bunların nasıl bilgi vermeye çalıştığından bahseder. Freud’un bu tutumu, sanat denemelerinde çok fazla otobiyografik içerik katması, çok eleştirilse de bugün sanatçıların ve eserlerinin anlaşılması ve analiz edilmesi konusunda ciddi katkılar sağlar. Freud'un sanat dünyasında geliştirdiği bir başka teori de “düşünsel mimetik” kavramıdır. Mimetik taklitçilik ya da öykünmecilik gibi tanımlanabilir. Mimetik sanat kuramı: Aristoteles ve Platon ile kabul görmüştür. Bu kuram sanatı yaşamın bir yansıması ve temsili olarak kabul eder yani taklitten ötesidir. Ünlü Fransız tarihçi, antropolog ve filozof René Girard; arzularımızın kendimize ait olduğunu düşünmeyi ne kadar istesek de, onlar aslında birer mimesis yani taklit ürünüdür der. Girard’ın “mimetik arzu” teorisine göre, arzu taklitçidir. Öznenin nesneyi arzuluyor olmasının nedeni nesnenin aynı zamanda bir başkası tarafından da arzulanıyor olmasıdır. Bir başka deyişle arzuladığımız her şey, bir başkasının arzusu olduğu için bizim de arzumuz hâline dönüşür. Aristoteles ve Platon’dan Girard’ın tanımlarına kadar hepsi aslında Freud’un düşünsel mimetik kavramına dâhil olur. Düşünsel mimetikle Freud bir sanat eserinin, izleyici ile sanat eseri arasında empati deneyimine benzer şekilde güçlü bir enerji alışverişine neden olabileceğini savunur. Kendisinin de sanat eserleri karşısında stendhal sendromu benzeri şeyler yaşaması belki de düşündüğü bu enerjinin sonucudur. Kısaca Freud bu düşünceleriyle sanatı, üst düzey bir uygarlıkta yaşamın temel parçası olarak yorumlar.

Merhaba admin,
En beğendiğim yazılardan biri olmuş, oldukça akıcı ve ben de keyifle okudum.
Mimetik kavramına da bu yazıyla aşina oldum. Sanat ve Psikoloji bir arada okuması gerçekten keyifli.
Ellerine sağlık
Değerli yorumun için teşekkür ederim. Keyif almana da çok sevindim.
Sevgiler
[…] Freud’un sanatçılarla ve sanat eserleriyle ilgilenmesi, serbest çağrışım tekniğinin sürrealistler tarafından ilgi görmesinin ve uygulanmasının sebebi de budur. Psikolojik birçok […]
[…] başlarında, Freud'un çalışmalarına büyük bir hayranlık duyar. 1907'de Viyana'da Freud ile tanıştıktan sonra, saatler süren aralıksız konuşma, beş yıllık sıkı bir dostluğun […]