Read Time:4 Minute, 54 Second
Gözünüzün önünde müdahale gerektiren ya da yardıma ihtiyaç duyulan bir durum olsa ne yaparsınız? O sırada orada bulunan tek ya da az kişiden biri olmanız veya kalabalığın içerisinde olaya tanıklık etmeniz davranışınızı etkiler mi? Birçok kişi, gerçekten yardıma ihtiyaç varsa üzerime düşeni yapardım diye cevap verse de yapılan araştırmalar sonucun hiç de böyle olmadığını, mevcut tanık sayısının müdahale edip etmemeniz üzerinde etkili olduğunu öne sürüyor. Burada karşımıza; belki de ilk kez duyacağınız ve yine her şeyin de bir adı varmış diyeceğiniz Seyirci Etkisi (Bystander Effect) çıkıyor. Nedir bu Seyirci Etkisi? Seyirci etkisi; mevcut insan sayısı ne kadar fazlaysa; insanların, zor durumda olan bir kişiye yardım etme olasılığının o kadar düşük olduğunu ifade etmektedir. Acil bir durum meydana geldiğinde, tanıkların az olması veya hiç olmaması durumunda olaya şahit olanların harekete geçme olasılığı daha yüksektir. Kalabalığın parçası olmak; tek bir kişinin, bir eylemin (veya eylemsizliğin) sorumluluğunu almasına gerek kalmamasına neden olmaktadır. Başka bir deyişle krizler genellikle kaotiktir ve durum her zaman net değildir. İzleyiciler tam olarak ne olduğunu anlayamaz ama merak edebilirler. Böyle anlarda, insanlar neyin uygun olduğunu belirlemek için çoğunlukla gruptaki diğer kişilere bakarlar. Başka kimsenin tepki vermediğini gördüklerinde, sanki herhangi bir eyleme gerek yokmuş sinyalini alır ya da gönderirler. Bu konuda Bibb Latane ve John Darley tarafından bir dizi çalışma yapılmıştır.. Deneylerin birinde, denekler ya yalnız olarak ya başka katılımcılarla ya da katılımcı gibi görünen işbirlikçilerle aynı odaya konulur ve bir anket doldurmaları istenir. Anket doldurdukları esnada odaya duman verilir. Yalnız olan katılımcıların %75’i, buna karşılık iki kişinin olduğu odadaki katılımcıların sadece %38'i durumu ilgililere bildirir. Son grupta da, deneydeki iki işbirlikçi dumanı fark eder ama görmezden gelir bu odadaki deneklerin de sadece %10'u eylemde bulunur. Yani deney; katılımcıların harekete geçmesi ve yardım araması için geçen sürenin, odada başka kaç gözlemci olduğuna ve diğer gözlemcilerin davranışına bağlı olarak değiştiği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Deneyler bununla bitmez. Latane ve Rodin; zor durumda olan bir kadının olduğu bir başka deneyde, insanların, %70'inin tek tanık olduklarında yardım ettiğini, başka şahitler varken de sadece %40'ının yardım teklif ettiğini ortaya koymuştur. Kitty Genovese Vakası ve Seyirci Etkisi Seyirci etkisinin en sık kullanılan örneği, Catherine Kitty Genovese adlı genç bir kadının vahşice öldürülmesidir. 13 Mart 1964 Cuma günü, 28 yaşında olan Genovese işten eve dönerken Winston Moseley olarak bilinen bir adam tarafından bıçaklı saldırıya uğrar. Genovese’nin yardım çığlıklarını duyan apartmandaki onca insandan hiçbiri polisi aramaz. Saldırı saat 03:20'de meydana gelir ancak birisinin polise bildirmesi saat 3:50'ye kadar gerçekleşmez. Olayın yanlış anlaşıldığını iddia eden bir grup uzman da vardır ancak bunun dışında da seyirci etkisinin görüldüğü çok sayıda olay örnek verilebilmektedir. Seyirci etkisi nasıl görünür? Genovese vakasında olay şöyle gelişir. 13 Mart 1964 sabahı saat 03.00 civarı, Genovese vardiyasını bitirdikten sonra evine gitmek için arabasını park eder ve New York'taki dairesine yürür. Seri katil olan Winston Moseley de bir kurban bulmak için o gece dışarıdadır. Kurban olarak seçtiği, Genovese, takip edildiğini anlayınca kaçar. Moseley ona ulaşır ve av bıçağıyla bıçaklamaya başlar. Genovese bağırır ve yardım ister. Çevredeki dairelerin ışıkları yanar ve bir adam penceresinden seslenince, saldırgan kaçıp saklanır. Kimsenin yardıma gelmediğini görünce de geri döner bıçaklamayı sürdürür ve tecavüz eder. Saldırı yaklaşık 30 dakika sürer, tahminen 38 kişi Genovese'nin cinayetine tanıklık eder. Kimse ona yardım etmek için dışarı çıkmaz. Olaya tanıklık edenler sonrasında; "Karışmak istemedim", "Sadece aşıklar kavgası sandım" gibi cümleler kurar. Bu ve benzeri örnekler; “seyirci etkisi” ve “sorumluluğun dağılımı” kavramlarının, sosyal psikologlar tarafından ortaya atılmasına sebep olur. Her ne kadar Seyirci Etkisi; müdahale ya da destek için, sorumluluğun paylaşımı tanımıyla kalabalığın içinde müdahalenin daha sınırlı olduğu sonucunu ortaya çıkartsa da; kültürel değerlerin, bölgesel özelliklerin, meydana gelen suç ya da olay türünün, zor durumda olan kişinin cinsiyetinin, inanç vb. değişkenlerin etkisini görmezden gelemeyiz. Özellikle son yıllarda dolandırıcılık, müdahale edenin suçlanması korkusu, müdahale edenlere uygulanan şiddet gibi nedenlerle, yaşananlara bakış açısı ve müdahale girişimi büyük ölçüde değişime uğramıştır. Yine Kitty Genovese cinayetindeki tanıkları örnek verecek olursak. Neden yardıma gelmedikleri ile ilgili olarak şunlar söylenebilmektedir. Kişisel zarar riskinin çok olması ve bu nedenle korkmaları, yardım edebilmek için gereken güce veya diğer özelliklere sahip olmadıklarını hissetmeleri, başkalarının yardım etmek için daha nitelikli olduğunu varsaymaları, diğer tanıkların endişeli görünmeyen tepkilerini izleyerek durumun düşündükleri kadar ciddi olmadığını varsaymaları… müdahale girişimlerini etkilemiştir. Seyirci etkisi, şiddet içeren ve içermeyen birçok suç türünde ortaya çıkabilmektedir. Zorbalık, siber zorbalık veya alkollü araç kullanma gibi davranışları ve mülke veya çevreye zarar verme gibi toplumsal sorunları da kapsamaktadır. Peki bu adı geçen Sorumluluk Dağılımı nedir? Grup içinde bulunan, olayın tanıkları, başkalarının harekete geçeceğini varsayarlar. Ne kadar çok tanık olursa, birinin harekete geçme olasılığı o kadar az olur. Bireysel sorumluluk, grup sorumluluğuna dönüşür. Hangi durumlarda müdahale olasılığı daha yüksektir? - Mağdur olanın tanıdık olması, - Savunma eğitimlerinden almış olmak, - Tıbbi eğitim veya deneyime sahip olmak, - Daha önce mağdur olmuş olmak, - Benzeri olaylarda failin yakalanmış ve gerekli cezaları almış olması gibi durumlar müdahale etme olasılığını artırmaktadır. Sonuç olarak sorumluluk almak, başkalarına yardımcı olmak beynimizin stresle savaşan bölümünü harekete geçirmekte ve iyi hissetmeye vesile olmaktadır. Bireysel olarak yapılması gerekeni yapmamak bir şekilde suçluluk hissine, güçsüz olunduğunu varsaymaya sebep olabilmektedir. Böyle zamanların kurtarıcısı da müdahale eden açısından geçmiş olumsuz örneklerdir. Peki böyle durumlarda yardım etmek yanlış mı? Bir görgü tanığı, kendi hayatını riske atmadan birine yardım edebilir ve etmemeyi seçerse, genellikle ahlaki olarak suçlu kabul edilir. Ancak yardım etmek için de yasal bir yükümlülüğü yoktur her ne kadar istisnalar olsa da. Tam aksi durumda söz konusudur nasıl mı? Bir olaya dâhil olmak da yasal bazı sorumluluklara neden olabilir. Bu durum izleyici etkisinin oluşmasındaki en temel nedenlerden biridir. Bazı yerler görgü tanıklarını harekete geçirmeye teşvik edici düzenlemeler yapmış olsa da bunların da sınırlı olduğunu unutmamak gerekir. Şu ana kadar izleyici olanın kendiniz olduğu varsayımına dayandık, ya izlenen ve yardıma ihtiyaç duyan sizseniz? Elbet buna cevap yaşanan sorunun ne olduğuna göre verilmelidir ancak eğer ki yardım alınacak kişiyi kalabalığın içinden uzaklaştırabiliyor ve göz teması kurup belirli bir kişiden yardım talebinde bulunabiliyorsanız destek bulabilmenizin daha yüksek ihtimal olduğu, uzmanlar tarafından söylenmektedir.

[…] İzleyici etkisi (Bystander effect) yazısında bir olaya tanık olan ne kadar çok kişi varsa olaya müdahale etme oranının o kadar azaldığından bahsetmiştik. Bir de bu tanıkların olayı nasıl algıladıkları konusu var. Burada da karşımıza bir başka etki çıkıyor. Rashomon Etkisi! Etki adını gaslightingde olduğu gibi yine bir filmden alıyor. Öyle ki etkinin diğer adı; filmin yönetmenin adı olan “Kurosawa Etkisi”dir. Dünyaca ünlü yönetmen Akira Kurosawa’nın 1950 yapımı Rashomon filmi aynı şeye tanık olsalar da insanların algıladıklarının ve aynı olayda gördüklerinin farklı olduğu üzerine kurgulanmıştır. Kurosawa’nın batı dünyasında tanınmasına vesile olan film; 1915’te yazılan; Rashomon ve Korulukta adlı iki kısa hikayeden uyarlanmıştır. Batıda yeni çevrimleri yapılan film (Martin Ritt’in yönettiği The Outrage) ilk gösteriminde Venedik film festivalinde Altın Aslan ve İtalyan Film Eleştirmenleri ödüllerini almıştır. Ödül ve adaylık serüveni bununla da bitmemiştir. En iyi film dalında BAFTA, en iyi sanat yönetimi ve dekor dalında da Oscar’a aday gösterilmiştir. Kısacası uluslararası arenada tanınan bir film olmuştur. Filme dair bu kadar bilgiden sonra filmin konusuna ve Rashomon Etkisinin detaylarına bakalım. Rashomon kelimesi, Japonca’da; kale ya da hisar kapısı anlamına gelmektedir. Psikolojik bir dram filmi olan Rashomon’da; bir haydut, karısıyla birlikte ormandan geçen samuraya saldırır, samuray ölür, karısı da tecavüze uğrar. Haydut yakalanır ancak ifadesi tecavüze uğrayan ve kocası ölen kadının ifadesinden çok daha farklıdır. Olay böyle net olmayınca bir medyum aracılığıyla ölen samuraya ulaşılır; onun anlattıkları olayı daha da karmaşık hale getirir. Cesedi bulan oduncunun anlattıklarıysa diğer üç ifadenin hiçbiriyle uyuşmaz. Hepsi çok inandırıcı anlatmakta ve kim anlatırsa onun anlattığı gerçek gibi görünmektedir. Gerçek kimin anlattığıdır? Doğruyu kim söylemektedir? Belki bu yazıdan sonra filme ve detaylarına şöyle bir göz atmak istersiniz hatta belki de izlersiniz. Hemen şuraya bir link bırakalım https://www.imdb.com/title/tt0042876/ Filmde geçen şu ifadeler filmin özeti niteliğindedir. *İnsanoğlu zayıftır, o yüzden yalan söyler. Hatta kendine bile! *İnsanlar kötü şeyleri unutmak ve yalan da olsa iyi şeylere inanmak ister. Böylesi daha zahmetsizdir. Gerçeklik görene göre değişir mi, herkesin kendi gerçeği mi vardır yoksa herkes kendine söylediği yalanlarla kendi gerçeğini mi yaşar? Sorular, sorular… Film; yaşanan bir cinayetin dört farklı kişi tarafından dört farklı şekilde anlatılmasına dayanıyorken nedenine ya da nasılına bakmadan sonuç olarak gerçekliğin kişiden kişiye değiştiğini gösteriyor. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz: İnsan algısı, psikolojik, sosyolojik vb. çok sayıda değişken; görme eylemini etkileyen unsurları oluşturmaktadır. Meşhur 6 ya da 9 rakamının iki tarafında duran iki kişiden birinin bunu; 6, diğerinin 9 olarak görmesini gösteren çizim; bir şeye hangi açıdan baktığınızın o şeyi nasıl ve ne olarak gördüğünüzü belirlediğini anlatma açısından iyi bir örnektir. Atina’da bir sofist ve şehrin yüksek maaşlı öğretmeni olarak; öğrencilerine nasıl iyi konuşulacağını, jüriyi kendi iddialarıyla karşı karşıya getirme yöntemiyle; davaların nasıl kazanılacağını öğreten! Abderalı Protagoras; “İnsan her şeyin; var olanların var olduklarının, var olmayanların var olmadıklarının ölçüsüdür” demiştir. Nesnel bir gerçeklik var olmasına rağmen, bu gerçeklik onu deneyimleyen her kişi tarafından farklı şekilde yorumlanıp anlaşılabilir. Bu nesnel gerçekliğin hakikatini inkâr etmez sadece bu gerçekliğin tek tip yorumlanma olasılığını sorgular. Her insan belli bir zekaya ve çevresini yorumlama yeteneğine sahiptir. Yani bir deneyimi; onu deneyimleyen herkesin aynı şekilde yorumlayacağını beklemek gerçekçi değildir. Bunun en güzel örneklerinden biri de filme de konu; bir suça tanık olan kişilerin tanıklığıdır. Orada bulunan herkes olaya tanık olmuştur ancak her kişinin o olaya ilişkin hafızası ve yorumu farklıdır. Bu düşünce hakikatin varlığını merkeze alanların düşünceleriyle tamamen zıttır. Onlar herhangi bir şeyin doğru olmasını nihai gerçek olmasına bağlı olduğunu söyler. Örneğin bir odada bulunan on kişinin o oda hakkında farklı bir yorumu varsa, o odanın nesnel gerçeklikte var olması mümkün değildir, oda bu on kişinin zihnindedir. On kişinin gerçeğin ne olduğuna dair farklı yorumu varsa bu gerçek değil kanaattir. Sizce nasıldır? Kişiden kişiye değişen bir yorum varsa doğruluk ya da gerçeklik değişir mi? Dört farklı tanığın farklı şeyi anlatması cinayeti ve olayı gerçek olmaktan çıkartıp zihinsel bir ürün haline getirir mi? Protagoras buna; “gerçeğin kavranması bireysel algıya göredir ve kişinin doğru olarak kabul ettiği şey, aksini gösteren bir kanıta rağmen, o birey için doğru olacaktır” şeklinde cevap verir. Rashomon Etkisi de aslında; tarafların, bir olayı nesnel bir gerçek yerine öznel yorumlarını ve çıkarcı savunucuklarını yansıtan farklı ve çelişkili şekilde nasıl tanımladığını açıklar. Birkaç kişinin dahil olduğu ve birçok kişinin de tanık olduğu bir olay düşünün, örneğin bir kaza. Kazayı yaşayanlar o an içerisinde bulundukları duruma, korkularına, sonrasında olabilecek olanlara vb. etkenlere göre, şahit olanlar kazaya şahit oldukları açıya, yaya veya şoför olmalarına, bu konudaki geçmiş deneyimlerine, inançlarına vb. çok sayıda faktöre göre bunu yorumlayacaklardır. Olayı yaşayan kişilerin sorumluluktan ve acıdan kaçınmak için sahte anı dediğimiz aslında olmayan ya da olanı değiştiren anılar oluşturması, olayı; kendilerini maddi ve manevi zarardan koruyacak şekilde yorumlaması da insana özgü oldukça sık yaşanan bir durumdur. Yaşadıklarımıza, hatalarımıza… gerekçe oluşturmak gerek toplumsal baskılar gerekse içsel hesaplaşmalar nedeniyle yaşamayı kolaylaştırmanın bir yoludur. Sorun yaşayan iki kişiden her biri soruna dair başka şeyler söylerler ve siz her iki tarafı da dinlediğinizde o an kimi dinliyorsanız ona hak verirsiniz çünkü size doğru gelen o olacaktır. Bu elbette her olay için geçerli değildir. Bazı konularda ne olursa değişmeyecek değer yargılarımız vardır. […]